Ana içeriğe atla

İş Stresi ve Hedonik Açlığın Mesleki Dağılımı | Karşılaştırmalı Bir Saha Araştırması

Modern iş yaşamının getirdiği yoğun tempo, uzun çalışma saatleri ve belirsizlikler, çalışanların ruh sağlığını doğrudan etkileyen başlıca stres kaynakları arasında yer almaktadır. İş yerinde geçirilen sürenin artması, bireylerin beslenme alışkanlıklarını da derinden değiştirmekte; stres altında verilen yeme kararları, çoğu zaman fizyolojik açlıktan çok duygusal ve psikolojik tetikleyicilere bağlı olmaktadır. Bu noktada hedonik açlık kavramı, biyolojik enerji ihtiyacı dışında, yalnızca lezzet, koku ve görsel uyaranlar nedeniyle ortaya çıkan yeme isteğini tanımlamaktadır (Köse & Şanlıer, 2015). Hedonik açlığın, özellikle yüksek yağ ve şeker içeren gıdalara yönelimi artırdığı ve bu durumun uzun vadede obezite ile ilişkilendirildiği bilinmektedir (Tomiyama, 2019).

İş Stresi ve Hedonik Açlığın Mesleki Dağılımı


Farklı meslek grupları, iş yükü, kontrol düzeyi, sosyal destek, çalışma saatleri ve fiziksel aktivite imkânları bakımından birbirinden ayrışmaktadır. Bu farklılıklar, çalışanların stresle başa çıkma mekanizmalarını ve dolayısıyla yeme davranışlarını etkilemektedir. Örneğin, yüksek risk içeren mesleklerde (asker, polis, güvenlik) sürekli tetikte olma hali, bireylerin iştahını ve yemek tercihlerini baskılarken; daha rutin ve esnek çalışma ortamlarında (öğretmenlik, mühendislik) hedonik yeme eğiliminin farklı seyrettiği gözlemlenebilmektedir.

Bu çalışmanın temel amacı, iş stresi ile hedonik açlık arasındaki ilişkiyi meslek grupları özelinde incelemek; stres düzeyi yüksek olan mesleklerde hedonik açlığın düşük mü, yoksa yüksek mi olduğunu ampirik verilerle test etmektir. Ayrıca çalışma, vardiya/nöbet sisteminin, eğitim düzeyinin ve yaşın bu ilişki üzerindeki etkisini de değerlendirmeyi hedeflemektedir.

Araştırma Tasarımı ve Veri Toplama Süreci

Araştırma, kesitsel ve tanımlayıcı bir desende kurgulanmış olup, 19-65 yaş aralığında çalışan 284 gönüllü birey üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların 170’i kadın, 114’ü erkektir. Meslek grupları, benzer çalışma koşulları, eğitim düzeyi ve iş yükü dikkate alınarak sekiz kategoride toplanmıştır: sağlık personeli, asker/polis/güvenlik görevlisi, öğretmen/akademisyen, yönetici/antrenör, yardımcı personel, satış/pazarlama/taşımacılık, mühendis/mimar/teknisyen ve diğer meslekler.

Örneklem büyüklüğü, güç analizi ile belirlenmiş olup, her meslek grubundan yeterli sayıda katılımcıya ulaşılmıştır. Katılımcıların %71,5’i üniversite mezunudur; bu durum, örneklemin eğitim düzeyi açısından yüksek profilli olduğunu göstermektedir.

Veri Toplama Araçları

Katılımcılara, sosyodemografik özellikleri (cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı, boy, meslek, eğitim, çalışma yılı) sorgulayan bir anket formunun yanı sıra üç ayrı ölçek uygulanmıştır:

İş Stresi Ölçeği (İSÖ): Demiral ve arkadaşları (2007) tarafından Türkçeye uyarlanan bu ölçek, iş yükü, iş kontrolü (beceri kullanımı ve karar serbestliği) ile sosyal destek olmak üzere üç alt boyuttan oluşmakta ve 17 madde ile değerlendirilmektedir. Alınan puan arttıkça iş stresi düzeyi yükselmektedir.

Besin Gücü Ölçeği (BGÖ): Cappelleri ve diğerleri (2009) tarafından geliştirilen 15 maddelik ölçek, bireyin lezzetli besinlerin bulunduğu ortamlara karşı psikolojik duyarlılığını ölçer. Hayzaran (2018) tarafından Türkçeye uyarlanmış, Cronbach alfa katsayısı 0,85 olarak raporlanmıştır.

Lezzetli Besinleri Tüketme Motivasyonu Ölçeği (LBTMÖ): Burgess ve arkadaşları (2014) tarafından geliştirilen 19 maddelik ölçek, lezzetli besinlerin tüketilmesindeki sosyalleşme, başa çıkma, ödüllendirme ve uyum motivasyonlarını değerlendirir. Toplam puanın 2,5’in üzerinde olması, hedonik yeme eğiliminin arttığını gösterir.

Tüm ölçekler, katılımcılar tarafından kendi beyanlarına dayalı olarak doldurulmuş ve veriler SPSS 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen verilerde Kruskal-Wallis H, Mann-Whitney U ve Bonferroni düzeltmeli çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir.

Etik Onay

Çalışma, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Etik Kurulu’ndan 2021-596 araştırma kodu ile onay almış ve tüm katılımcılardan yazılı bilgilendirilmiş onam alınmıştır.

Meslek Gruplarına Göre Stres ve Hedonik Açlık Farklılıkları

Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 33,5±9,24 yıl olup, kadınların BKİ ortalaması 23,4±4,26, erkeklerin ise 25,7±3,66 kg/m² olarak hesaplanmıştır. Kadınların BGÖ toplam puanı erkeklerden anlamlı derecede yüksek çıkmıştır (sırasıyla 3,1±1,01 ve 2,5±0,99; p<0,05). Ancak İSÖ ve LBTMÖ puanlarında cinsiyetler arası anlamlı fark görülmemiştir.

İş Stresi Ölçeği Bulguları

Sekiz meslek grubu arasında İSÖ toplam puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,001). En yüksek stres düzeyi, asker/polis/güvenlik görevlilerinde (0,94±0,25) ölçülürken; en düşük stres öğretmen/akademisyen grubunda (0,71±0,14) görülmüştür. Mühendis/mimar/teknisyenler ise 0,74±0,16 ile düşük stres düzeyine sahip ikinci grup olarak kaydedilmiştir.

İSÖ’nün alt boyutları incelendiğinde, iş yükü puanı en yüksek satış/pazarlama/taşımacılık grubunda (15,5), en düşük asker/polis/güvenlikte (6,0) bulunmuş; iş kontrolü ve sosyal destek puanları ise öğretmen/akademisyenlerde en yüksek, asker/polis/güvenlik görevlilerinde en düşük çıkmıştır. Bu bulgular, özellikle güvenlik sektörünün karar serbestliğinin kısıtlı olduğunu ve mesleki risk faktörlerinin stresi artırdığını düşündürmektedir.

Hedonik Açlık Bulguları

BGÖ toplam puanı en düşük asker/polis/güvenlik grubunda (2,0±0,90) saptanırken; en yüksek puan mühendis/mimar/teknisyenlerde (3,4±0,94) gözlenmiştir. Sağlık personeli ile öğretmen/akademisyenlerin BGÖ puanları (sırasıyla 3,0±0,88 ve 3,1±0,99) mühendislerinkine yakın bulunmuştur.

LBTMÖ toplam puanı ise yine mühendis/mimar/teknisyenlerde (2,29±0,73) en yüksek, öğretmen/akademisyenlerde (1,87±0,66) en düşük olarak kaydedilmiştir. Lezzetli besinleri tüketme motivasyonu açısından asker/polis/güvenlik (1,93±0,56) ve sağlık personeli (1,98±0,61) de düşük sıralamada yer almıştır.

Bu sonuçlar, iş stresi yüksek olan mesleklerde hedonik açlığın daha düşük olduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle, sürekli yüksek stres altında çalışan bireyler, lezzetli yiyeceklere yönelik psikolojik iştahlarını baskılama eğilimi göstermektedir. Bu durum, literatürdeki bazı bulgularla (Zellner ve diğerleri, 2006’nın aksine) çelişse de, mesleki bağlamın ve çalışma koşullarının stres-yeme ilişkisinde belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.

Vardiya Çalışması ve Yaşın Rolü

Çalışmada vardiya/nöbet sisteminde çalışan bireylerin (n=50) İSÖ toplam puanı (0,9±0,19), sadece gündüz çalışanlardan (0,7±0,20) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Bu bulgu, daha önceki araştırmalarla (Camci & Kavuran, 2021; Karakaya, 2018) uyumludur ve gece çalışmasının sirkadiyen ritmi bozarak psikolojik yükü artırdığını teyit etmektedir. Ancak vardiya çalışması ile BGÖ veya LBTMÖ puanları arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Bu durum, hedonik açlığın sadece çalışma saatlerinden değil, mesleğin doğası, sosyal destek ve kişisel başa çıkma stratejileri gibi daha kompleks faktörlerden etkilenebileceğini işaret etmektedir.

Yaş ile BGÖ ve LBTMÖ toplam puanları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (sırasıyla r=-0,226, p<0,001; r=-0,260, p<0,001). Bu, yaş ilerledikçe hedonik açlığın azaldığı anlamına gelir. Literatürde benzer sonuçlar mevcuttur (Karakaş & Saka, 2021; Kahraman & Ok, 2022); bu durum, yaşlanmayla tat duyusunun zayıflaması, metabolik değişiklikler ve olgunlaşmayla birlikte duygusal yeme eğiliminin azalmasıyla açıklanabilir. Ayrıca çalışmada, BGÖ ile LBTMÖ arasında pozitif yönlü güçlü bir korelasyon (r=0,321, p<0,001) bulunmuştur; bu, iki ölçeğin hedonik açlığı benzer şekilde ölçtüğünü ve birbirini desteklediğini göstermektedir.

Bulguların Yorumlanması ve Mevcut Literatürle Karşılaştırma

Bu araştırmada ulaşılan en çarpıcı sonuç, iş stresi ile hedonik açlık arasındaki negatif ilişkidir. Yüksek stres düzeyine sahip asker/polis/güvenlik grubunun hedonik açlık puanlarının en düşük olması, ilk bakışta sezgisel olmayan bir bulgu gibi görünse de, bu mesleklerin doğasında bulunan disiplin, yüksek özdenetim ve fiziksel uygunluk gereklilikleri, bireylerin yeme davranışlarını kısıtlamalarına yol açabilir. Ayrıca sürekli tetikte olma durumu, iştahı baskılayan adrenalin ve kortizol dalgalanmalarına neden olabilir.

Öte yandan, mühendis/mimar/teknisyen grubunun iş stresi düşük olmasına karşın en yüksek hedonik açlığa sahip olması, bu mesleklerin daha esnek çalışma koşulları, masa başı iş yoğunluğu ve fiziksel hareketsizlik ile ilişkilendirilebilir. Benzer şekilde, öğretmen ve akademisyenlerin düşük stresi, daha yüksek kontrol ve sosyal destek algısıyla ilişkilidir; ancak bu grubun hedonik açlığının mühendislerden daha düşük çıkması, eğitim camiasının daha bilinçli beslenme seçimleri yapabileceğini düşündürmektedir.

Literatürdeki bazı çalışmalar (Güneşer & Atalay, 2020; Özcan & Kızıl, 2020) stresin yüksek yağlı ve enerjisi yoğun gıda tüketimini artırdığını öne sürerken, bu çalışma stresin hedonik açlığı azaltabileceğini göstermektedir. Bu tutarsızlık, stresin süresi, şiddeti ve bireyin mesleki özdeşimi gibi modülatör değişkenlerden kaynaklanabilir. Kısa süreli akut stres iştahı artırırken, kronik mesleki stresin zamanla yeme davranışını bastırabileceği hipotezi ileri sürülebilir.

Sonuç ve Gelecek Çalışmalara Yönelik Çıkarımlar

Bu araştırma, iş stresinin hedonik açlık üzerindeki etkisinin meslek gruplarına göre anlamlı farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Yüksek stresli mesleklerde (asker, polis, güvenlik) hedonik açlığın daha düşük olması, bu mesleklerin disipliner yapısı, çalışma koşulları ve psikolojik uyum süreçleri ile ilgili olabilir. Buna karşılık, mühendis, mimar ve teknisyenlerde yüksek hedonik açlık tespit edilmesi, bu grubun daha sedentar ve esnek çalışma düzenine sahip olması ile açıklanabilir.

Elde edilen bulgular, iş sağlığı ve beslenme alanında çalışan uzmanlara, meslek gruplarına özel müdahale programları geliştirme konusunda yol gösterici olabilir. Örneğin, yüksek stresli mesleklerde çalışan bireylerin, stres yönetimi ve dengeli beslenme konusunda desteklenmesi, uzun vadede tükenmişlik sendromu ve kardiyovasküler risklerin önlenmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca, vardiyalı çalışma sisteminin stres üzerindeki olumsuz etkisi, işverenlerin vardiya düzenlemelerini gözden geçirmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır.

Çalışmanın sınırlılıkları arasında, kesitsel tasarım nedeniyle nedensellik kurulamaması, katılımcıların öz bildirimine dayanması ve örneklemin genç yaş aralığında yoğunlaşması sayılabilir. Gelecek araştırmalar, boylamsal desenlerle stres ve hedonik açlık arasındaki ilişkinin zaman içindeki değişimini inceleyebilir; ayrıca nöroendokrin mekanizmalar (kortizol, ghrelin, leptin) ölçülerek biyolojik boyut da ele alınabilir. Farklı kültür ve sektörlerdeki meslek gruplarını kapsayan karşılaştırmalı çalışmalar, bu bulguların genellenebilirliğini güçlendirecektir.

Sonuç olarak, iş stresinin beslenme davranışları üzerindeki etkisi, yalnızca stres düzeyine değil, mesleğin getirdiği psikososyal koşullara ve bireysel farklılıklara bağlı olarak şekillenmektedir. Bu karmaşık ilişkinin aydınlatılması, hem çalışan sağlığını koruma hem de obezite ve ilişkili hastalıklarla mücadele açısından önem taşımaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşyerinde Psikolojik Yıldırma(Mobbing) Algısı: İK Uzman Adaylarının Farkındalık Düzeyi

Günümüz iş dünyasında çalışanların ruh sağlığını ve verimliliğini tehdit eden en sinsi sorunlardan biri, psikolojik yıldırma olarak bilinen mobbingdir. İş yerinde tekrarlayan, sistematik ve kasıtlı olarak uygulanan düşmanca davranışlar, yalnızca mağduru değil, tüm örgüt iklimini olumsuz etkilemektedir. Bu davranışlar arasında sözlü saldırılar, sosyal dışlanma, itibar zedeleme ve aşırı iş yüküyle cezalandırma gibi pek çok eylem sayılabilir. Özellikle insan kaynakları profesyonelleri, çalışanlar arasındaki çatışmaları yönetme ve sağlıklı bir iş ortamı tesis etme konusunda birinci derecede sorumludur. Bu nedenle, insan kaynakları alanında eğitim gören veya görev yapan bireylerin mobbingi doğru tanıyabilmesi, zamanında müdahale edebilmesi ve önleyici mekanizmalar geliştirebilmesi kritik önem taşır. Ancak yapılan araştırmalar, bu gruptaki bireylerin bile mobbing davranışlarını aynı düzeyde algılamadığını, dolayısıyla kavrama ilişkin ortak bir anlayışın henüz yerleşmediğini göstermektedir. B...

360 Derece Geri Bildirim Modeli Üzerine Bir İnceleme

Küreselleşmenin hız kazandığı ve teknolojik dönüşümlerin iş yapış biçimlerini kökten değiştirdiği günümüz koşullarında, işletmelerin sürdürülebilir başarı elde edebilmesi, sahip oldukları insan sermayesini en verimli şekilde kullanabilmelerine bağlıdır. İnsan kaynağının potansiyelini ortaya çıkarmak ve bu potansiyeli örgütsel amaçlar doğrultusunda yönlendirmek için performans değerlendirme sistemleri vazgeçilmez bir yönetim aracı olarak öne çıkmaktadır. Performans değerlendirme, yalnızca çalışanların geçmiş dönemdeki başarılarını ölçmekle kalmaz; aynı zamanda geleceğe yönelik gelişim planlarının oluşturulmasına, kariyer yollarının belirlenmesine ve ücretlendirme kararlarının nesnel temellere dayandırılmasına olanak tanır. Ancak geleneksel yöntemlerde değerlendirme genellikle yalnızca yöneticinin görüşüne dayanır ve bu durum, değerlendirme sürecinde önyargılara, kişisel ilişkilere veya tek taraflı algılara yol açabilir. İşte bu noktada, 360 derece performans değerlendirme sistemi, farkl...

Bankacılık Sektöründe Çalışan Bağlılığının İnşa Süreci | Hangi İKY Uygulaması Hangi Bağı Güçlendirir?

İşletmeler fiyat rekabeti, teknolojik dönüşüm ve değişen tüketici beklentileri arasında varlığını sürdürmeye çalışırken, çoğu zaman göz ardı ettiği en değerli kaynağı yeniden keşfetmek zorunda kalıyor: insan. Makineler, yazılımlar ve süreçler taklit edilebilir; ancak bir örgütün sahip olduğu yetenekli, motive ve bağlı çalışanlar, rakipler tarafından kopyalanamaz. Kaynak temelli yaklaşımın da işaret ettiği gibi, sürdürülebilir rekabet avantajının anahtarı, insan sermayesine yapılan yatırımlardan geçer. Bu noktada insan kaynakları yönetimi (İKY), yalnızca personel işlerini yürüten bir departman olmaktan çıkarak stratejik bir ortak haline gelir. Çalışanların işe alımından kariyer yolculuklarına, yetkinliklerinin geliştirilmesinden terfi kararlarına kadar uzanan İKY uygulamaları, bir yandan operasyonel verimliliği artırırken diğer yandan çalışanların örgütle kurduğu duygusal, bilişsel ve ahlaki bağları şekillendirir. Bu bağ, literatürde örgütsel bağlılık olarak adlandırılır ve çalışanın ör...